9 Haziran 2015 Salı

bir iyimserlik havası...



geçen pazar, kendimce debelendiğim siyasi hayatımın en mutlu günlerinden biriydi. hatta tek mutlu günüydü. ülkenin %13'ü oyunu barış ve umuttan yana kullandı. insan böyle bir zaferden sonra bir kelebek gibi kalkıyor yataktan, yüzde bir gülümseme, dünyaya bir pozitif bakma, bir "her şey düzelir" iyimserliği, metrobüste omuz atmak yerine yer vermeler, işten eve giderken şarkı söylemeler, tanımadıklarına selam vermeler falan...
umarım bu büyülü iyimserlik havası sürer, çok bıkmışız öfkeli siyasetten, ayar vermelerden ve ötekileştirilmekten.

seçim öncesi şöyle bir yazı yazmıştım;

yarın seçim günü; 35 saat kadar sonra, ülke 5 yıl daha karanlığa mı gömülüyor, yoksa umutlar mı yeşerecek mecliste öğrenmiş olacağız.

son 2-3 aylık seçim sürecinde bütün partilerin şarkılı parti otobüslerden ayrı ayrı nefret ettim. bayrak ve billboard kirliliğinde ise kimse akp'nin eline su dökemezdi. umarım bir sonraki seçimlerde bu pazarlama faaliyetleri rafa kalkar.

chp'nin "iktidarı kötüle" kampanyası yerini "projelerini anlat"a bırakmış. kendi adıma chp'yi yüzde kaç oy alırsa alsın seçimin kazananlarından görüyorum. ayrıca kılıçdaroğlu'nun diyarbakır'daki patlama sonrası demirtaş'ı arayıp geçmiş olsun demesi ve bizim buna şaşırmamız, siyasette nasıl temiz ve iyi insanlara ihtiyaç olduğunu bir kez daha yüzümüze vuruyor.

bu seçim sürecinin en baba kaybedenleri; öfkeli erdoğan ve gönlünde yatan aslan akp'dir. tüm seçim kampanyasını bir ton yalan üzerine kurdu. halkın gerçekten 3 katlı köprülere, sahte açılışlara ve kendi uçağımızı yaptığımıza inanacağını zannettiler. insanların zorla mitinglere götürülmesi, onca medya desteğine ve paraya rağmen hala kitlelelerin yüzünde coşkudan çok, korku ifadesi olması da cabası... bu ülkede akp'nin herkesin gözleri önünde yükselişini de, aşağı doğru inişini de gördük/görüyoruz. çok uzun sürdü o ayrı frown emoticon

bu seçim sürecinin kazananı ise bana göre tartışmasız demirtaş ve hdp. memleketin dört bir yanındaki saldırı, aşağılama ve tehditler bir kenara, insanları yaraladılar, dahi öldürdüler. demirtaş çıktığı her yerde çoğulcu demokrasiden ve parti programından bahsetti, tane tane anlattı, kafası karışık herkesin sorularına cevap verdi. mitinglerde ve sosyal medyada mizahı iyi kullandı, beğenen beğenmeyen herkesin yüzünü güldürdü. rakiplerine karşı da, içinden çıktığı halkına karşı da hep çok zarifti. mücadeleden geldiği ve çok bilgili olduğu açıktı. her konuda bir fikri vardı ve samimiydi.

dünkü patlamalardan sonra, demirtaş'ın yaptığı açıklamaları mutlaka dinlemenizi isterim. kopan kollar ve bacaklardan sonra, 4 ölü bedenden sonra, o halkı (100 yıldır resmi olarak ezilen ve devlet eliyle bastırılmış bir halkı) kimse o kadar sakin tutamazdı. ağladı, "sabır" dedi, "öfkenize yenilmeyin" dedi, "hesabını demokratik yollarla soracağız" dedi.
sizden benden daha çok istiyor oradaki halk barışı. çok bedel ödediler ve yazık ki yine bedel ödemeye devam edecekler. çünkü barış, savaştan daha zor bu topraklarda.

biz ülkenin batısındakiler olarak, kardeş ellerimizi uzatmazsak bu savaş bitmez. silahla, topla, tüfekle denediler. oldu mu? binlerce çocuk öldü. kimin çocukları onlar? hakkari'deki annenin ya da izmir'deki bir babanın... ama asla bir bürokratın ya da zengin ailelerin çocukları değil. eğri oturup doğru konuşalım, şehit cenazeleri nişantaşı camii'nden mi kalkıyor?

hdp, meclise girmeli. girmeli ki barıştan yana bir şansımız olsun. ben bu ülkeden umudumu kesmedim. kesemiyorum çünkü başka türlü nasıl yaşanır bilmiyorum. biz son senelerin siyasetinde çok çirkin pazarlıklar gördük. gezi'de, reyhanlı'da, roboski'de insanlar göz göre göre öldürüldü. tırlarla pis bir savaşa silahlar gönderdik. artık vicdanlı birileri bunların hesabını sorsun istiyorum mecliste.
birisi çıkıp "burası babanın çiftliği değil" desin istiyorum.

o yüzden oyum hdp'ye... hem de en gönülden gelerek...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder